low, low and low
Eylül'ün son günü ve ben bu boktan ayı defterime yazmak istemediğim için buradayım. İlk gününden itibaren nefret ettim. Öylesine unutmak istediğim bir zaman ki bu, kendimden en fazla şüpheye düştüğüm, yıkıcı tüm alışkanlıkları edindiğim, hiç olmadığım kadar berbat hissettiğim. Nereden başlasam ki? Fırtına dindikten sonra enkaz arasında dolaşırken hissettiğim tek şey derin bir uyuşma. Miami'ye gitmekten vazgeçtim. Erteledim diye kandırıyorum kendimi, ama biliyorum ki bana göre bir yol değil. Gidebileceğim en uzak yere kadar kaçmama ramak kalmışken beni durduran şeyin stratejik bir kariyer hamlesinden ziyade korkaklık olduğunu kabullenemiyorum. Öyle bir köşeye sıkışmıştım ki, gerçekten yapıp yapamayacağımı düşünmeden buradan kurtulmak için bulduğum her şeye balıklama atladım. MSRA olmasa belki cidden de giderdim. Bu yüzden gitme ihtimalinin üstünü tamamen karalamadım. Ama bir yandan da itiraf edeyim; aptalca bir karardı. Giden kızla konuşunca ve denkliği olsa orada durmayacağı...