i want it all, i just can't figure it out

Tamam, yaptım. o adımı attım. ona ulaştım. ulaşılabilir olduğunu gördüm, düşündüğümün aksine gerçek bir varlık olduğunu, soluk alıp verdiğini, güldüğünü, ağladığını. 
Bir söz verdim, bana zarar verdiğini hissettiğim andan uzaklaşacağım diye. Sanırım sözümü çoktan çiğnemeye başladım.
Neden böyle oldu bilmiyorum ama açıkçası çok da şaşırmadım olanlara. Beni sarsması zaten beklemediğim bir şey değildi ancak karşılaşmayı umduğum manzara kesinlikle bu değildi. Bu denli dağılmış ve dengesiz olması beni çok şaşırttı. Sakin ve soğuk görünümünün altında sakladığı şeyleri bana bir anda açması ve kurduğumuz yakınlık alttan alta rahatsız ediyor beni bazen. Duygu durumunun hızlı değişimi beni endişelendiriyor. Ayak uyduramıyorum. Dalgalarını yakalamaya çalışırken boğuluyorum, onun kadar hızlı su yüzüne çıkamıyorum. Fazlaca alıştım ona, içimde sürekli bir iyi gelme çabası. Fakat biliyorum ki faydasız bu, benim onaramayacağım kadar hasarlı. Tahayyülümün ötesinde bir yıkıntı bu, yeniden inşa etmek için işe yarar tek bir sağlam parçası kalmamış. Dengesizliği, hiçbir anının birbirini tutmaması, ruh halimin onun mimiklerinden dahi kolayca etkilenmesi beni mahvedecek, biliyorum. 
Neden bunu sürdürüyorsun diyenlere farklı farklı cevaplar verip savunmaya geçiyorum. Sahi, neden? Kendimle kavgamı biraz da buraya taşıyayım.
Çok cevap bulabilirim aslında. Yanlış olanı yapma isteğim en akla yatanı şimdilik. Bir kez olsun yoldan sapmak, yanlışı yapmak, öğütleri kulak ardı etmek, hikayemi beklenmedik yerlere sürüklemek bu kadar korkunç mu olur? Bu hatayı yapmazsam hayatımın geri kalanı boyunca zihnimi kemiren o soruyu duymaya katlanamazdım. Evet, sonucu berbat olacak belki ama ya olmazsa şüphesini kazımış olacağım içimden. 




Kargamı ararken birkaç ucube bulmam gerekiyordur belki de.

Not the end, if anything, it is only the beginning.

Evet, bir hafta aradan sonra Adana'da yazıma geri dönme kararı aldım. Geçtiğimiz o haftada neler oldu peki?
Kerem ile official bir ilişkimiz başladı. Zaten sahildeki ilk konuşmamızın üzerine başlamış sayılırdı, benim onu öpüşüm ile tescillendi ilişkimiz. Onun yanında olmanın bana doğal geldiğini fark ettim. Enine boyuna düşünmeden, hesap yapmadan, işin ucu nereye varır diye endişelenmeden, bugünümü yarının korkusuyla gölgelemeden bir kez olsun sevdiğim gibi sevilmek istiyorum. 
Ona güveniyorum. Bana gösterdiği sevgiye, çocuksu yanına, hikayesine inanıyorum. Karşımda duruyor tüm gerçekliği ve çıplaklığıyla. 
Ben beceriksizce bir şeyleri inşa etmeye çalıştığım esnada Emre'nin gelişi hayatımın ortasına bomba gibi düştü. Son bir aydır yaşadığım o high gitti, çok yüksekten çakıldı yere. Gösterdiği şefkat, sunduğu sevgi, vaad ettiği yaşamın aklımı çekmesi midemi bulandırdı; bu kadar sığ olacak mıydım harbiden? Bana dokunuşu, gözlerindeki acınası beklenti. Arabayı göle veya bir dağa doğru son sürat sürme dürtüsüyle boğuşarak gezdirdim ona şehrimi. Gözlerimden yansımasını gördüğü şehre aşık olduğunu sandım, derin bakışlarının anlamının bu olduğuna inanmak istedim.  Ancak her ne kadar kendimi kandırmaya çalışırsam çalışayım, düpedüz yanlıştı yaşananlar. Kerem'i aldattığım gerçeğini içimden kazıyamıyorum. 
İşin kötü yanı buna mahal verecek herhangi bir ilişkiye kendimi tamamen kapalı bulmuyorum. Onunla mutlu bir sona inanmıyorum, nasıl biteceğini bilmesem de korkunç biteceğini farkındayım. Onun uzantısına dönüşmüş, yan yana olmadığımız her dakika bunun noksanlığını duyduğum noktaya kadar varlığına muhtaçken bir gün tamamen birbirimizin hayatından çıkmanın arkada bir enkaz bırakacağını ön görmek çok da zor değil.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

low, low and low

midnight blue citrus