20
Yoktun epeydir sanki.
Evet evet evet!!!!!
Bitti 19.Çok şey yazasım var, yazacağım var yine devrik-kopuk-kaçık.
Fakat çok uzaktayım koyu depresif defterimden. Uzaktayım paraleller meridyenlerce.
Kulağımda neşeli bir ritim......ritim ritim ritim!!
Kalbim onunla birlikte atıyor.
Nefesim ona ayak uydurmaya çalışıyor.
Ruhum onunla doluyor.. MÜZİK
BAŞARDIM!
Delirmeden bitirmeyi -ne kadar ramak kalmış olsa da...yengeci öldürmeden kilitli kıskacından yavaşça kendimi kopardım.
Şu sıralar ilkbahar modunda değilim. Nasıl olayım ki?O sıralar derin bir kuyudan doya doya içiyordum -kendimden- önce tadını çıkararak, sonra korkunç bir hızla kurutarak..kendimle sarhoş olduğum, ruhumun bedenimin her köşesinde kıvrandığı, kulağımdan giren sonik dalganın işitme organımdan yayılan haz dolu bir elektrik akımına dönüştüğü, ilk atomuma kadar ayrıldığım ve yeniden birleşmeye tenezzül dahi etmediğim, her sabah doğup her gece öldüğüm, hızla yükselip hızla alçalan güneşler ve aylar boyunca; kendimden kadeh kadeh, tabak tabak, kaşık kaşık, litre litre içiyordum; zamansız, mekansız, sahipsiz, kuralsız.
Sonsuzluğun ilk yudumuydu sanki, çok özleyeceğim özgür çağlarımdı.
Yine betime dalıp cümleyi bitirmeye zorlanıyorum :) Ezcümle; Haziran'ı bile sevdim. Kuyu tükendi elbette. Haziran'da. Boşalttım bir senedir ya da ağlamadığım ve dağılmadığım onca zamandır biriken ne varsa. Son kadehimi kuyuda son kalan her türden duyguyla doldurdum, sonrasında da kuyunun içine yuvarlandım bir gece yolculuğu boyunca.
Böyle işte.21 Haziran böyleydi. 21 Haziran iki yıldır göğsümün üstünde duran ağırlığı en hafif ve tatlı gülüşümle yok ettiğim gündü.
10 gündür içinde olduğum mini bunalımla bir akşamüzeri otobüse binip yola çıktım. O gün Despair In The Departure Lounge çaldım ilk kez telefonumda. Gün batımından kaçarken hep o şarkıyı dinledim. Sonrasında derin derin uyudum, önündeki 3 gün boyunca uyuyamayacağımın bilincinde olarak. Ertesi gün erken sabah saatlerinde vardım menzilime. Hemen yurda gidip çalışmaya önceki gün ara verdiğim yerden başladım.
O ağırlık çözüldü ve ufak şirin gülüşlere parçalanarak uçup gitti sanki. Aşırı rahatlama sonucu istemsiz gülünebileceğini bilmiyordum. Fakültenin aşağısından yürüyüp bir yandan annemle konuşurken bir yandan anlamsız sırıtışımı ve içimden kopup gelen gülüşümü durduramıyordum işte. Durdurmaya da istemiyordum açıkçası. Rahatladıkça gülüyor, güldükçe rahatlıyordum. O günün korkunç bir dehşet dalgası ardından gelen aralıksız hıçkırıklara da ev sahipliği edeceğini nerden bilebilirdim ki?
Yurda döndüm, neşeyle başlayan valiz toplama işimi yorgun argın bitirdim. Lazere yetişmek için acele içindeydim, yüküm ağırdı ve çaresiz hissediyordum. Sabahki umut verini korkuya bırakıyordu yavaştan. Bir şekilde biletimi almaya gidip lazere gecikmeli yetiştim. Odaya mahcup ve bitkin girdim. Uzandım. Jeli sürdü, her zamanki komutlarını verdi Filiz. Muhtemelen kulağımda yine bir melodi ya da şarkı ile kendimi oyalarken ilk atışı beklenmedik bir şiddette yedim. Ne oluyor demeye kalmadan her zamanki gibi beni felç ede ede soğuk metal başlığı cildimde gezdirdi Filiz. Fakat bu sefer farklıydı, acı çok fazlaydı. Filiz kavuruyordu beni. Buna bile yetecek kadar gücüm kalmamıştı artık, fiziksel acının ötesinde bir şeyi yaşatıyordu bana. Dayanamıyordum, sene boyunca akmalarına engel olup gerisini geri gönderdiğim her bir gözyaşım gözpınarlarıma hücum ediyordu şimdi. Kendime hakim olmaya çalıştım, güçlükle tuttum kendimi, gözyaşlarına dışarı çıkınca istedikleri gibi akabileceklerinin sözünü verdim, elimden geldiğince kendimi yatıştırmaya çalıştım. Fakat beynimin ötesinde bir şey ağlamayı emrediyordu sanki. Birden Filiz başlığı çenemin altına doğru hareket ettirdi. Beynim sanki bunu beklermişçesine 'KANSER OLACAKSIN' diye çığlık atmaya başladı. Panik tüm vücudumu sardı. Kanser olacağımdan emindim, Filizin lazerle beslediği stresten oluşmuş nodüllerim radyasyonla kontrolsüz bir bölünme sürecine girecek ve beni kanser edecekti. Yaşayacak pek bir ömrüm kalmamıştı artık, kemoterapilerle geçecekti günlerim. Gözümün önünden hayali bakımsız bir hastane odasındaki hayali özensiz bir yatakta uzanmış hayali hastalıklı halim gitmiyordu. Biliyordum, kısa zaman sonra ölecektim. Ölmek istemiyordum, daha çok gençtim, hem belki sınıfımı geçerdim.
Filiz bitirdi işini ve perdenin diğer tarafına geçti. Ama artık benim için çok geçti, çok kısa bir zamanda ruhsuz bir kabuğa dönüşecek bedenimi sedyeden kazıyıp ağlayarak dışarı çıktım.
Filiz bitirdi işini ve perdenin diğer tarafına geçti. Ama artık benim için çok geçti, çok kısa bir zamanda ruhsuz bir kabuğa dönüşecek bedenimi sedyeden kazıyıp ağlayarak dışarı çıktım.
Yorumlar
Yorum Gönder