Aghhhh
Okula geri döndüm.
Ne yazdı ama. Başımdan geçen her şeyi teker teker yazasım var. Bir de burdan uzaklaşasım.
Sıkkın geçirdim günlerimi genelde. Sahip olduğum onca şeye rağmen hem de. Kıymet bilmediğim zaman cezalandırılıyorum karma tarafından.
Şans yine bana sırtını dönmeye başladı sanki. Ufak şeylerde bile hissediyorum bunu. Doğumgünümden beri bir şeyler yolunda gitmiyor sanki, anlayamadım hala.
Son günlerim -İlhami abinin aklıma gelince içimi acıyla dolduran vedası hariç- iyiydi sanki, ailemle kavgalarım hariç. Birçoğunda suçlu taraf ben değildim. Tamam kabul, elimden daha fazlası gelebilirdi. Birçok huzursuzluğu başlamadan önleyebilirdim.
Zaten morali bozuk ailemi neşelendirebilirdim. Onun yerine bir köşede oturup bir şey hissedememekten yakındım. Bir şeyler hissetmek için hiç uğraşmadan hem de! Kısacası biraz sıkkın ve pişmanım yaz hakkında. Suratsızlık yaratıcılığımı da öldürüyor, huysuzluk bırakıyor üstümde. İlkbahardaki kadar huzurlu değilim diye suçlayacak bir şeyler arıyordum kaç haftadır. Şimdi buldum, kendim! Benim bezmiş bakışlarım her şeyi huzursuzlaştırıyor. İnsanların 20'den sonra hissedemediği şey şaşırma, hayret duyguları galiba. O yüzden hayatları tatsızlaşıyor, her şey anlamsız geliyor olmalı. Tamam, dersimi aldım. Ama keşke davranışlarımı daha önce sorgulasaydım. Son haftalarımı aileme de kendime de zehir etmemiş olurdum. Bunu telafi edeceğim ama.
Böyle işte. Adana'dayım şimdi ve yeniden beden dismorfisine kapılacağım diye ödüm kopuyor. Özgüvenimi ölü gibi sürüklüyorum arkamdan tekrar. Sesimi duymakta kendim bile zorlanıyorum. Bugün alışveriş yaparken sigara aldım. Üzerinde başlamayın yazıyor, hahahahhahahaha. Garip bir enerji yayıyor cebimden. O paketin bu kadar yakınımda olduğunu bilmek bana yeniden güç veriyor sanki. Bir de kulağımdaki Franz Ferdinand. Çapraz masada oturan sinir bozucu kaltaklara bile katlanabilirim.
Tedirginlik duyuyorum. Miranın gözyaşları hala aklımda. Evime dönemem -korunaklı sığınağıma. Buraya gelirsem daha rahat olacağımı düşünmüştüm. Sanırım bıraktığım ortamı bulamadığım için kendimi de bulamıyorum, oralarda bir yerdeydi o da. Kısaca burda da tedirginim. Amaçsızca dolanıyorum sanki yeryüzünde. Ürkek biraz da.
Diğerlerinin TUS hakkındaki fikirlerini duymak bile beni yoruyor. Hayır, ne dersaneye kaydolmak istiyorum ne de sınava girmek. Bu yaz farkettim, bu mesleği ömür boyu yapmak istemiyorum. Ne ömür boyu, 30'larımda bile yapmak istemiyorum valla. Diploma için burdayım gibi. Fena fikir değil aslında, Dilan'ın mezun olduğu yaşta tıp diplomam olacak. Kesinlikle Sosyoloji'ye başlamak istiyorum bu sene. İlk defa maddi açıdan zorlanabilirim ama. Bir de bu sene finalsiz geçme planım var. Beraber götürür muyum bilmem. Böyle yoğun olacaksa su gibi geçer bu sene. Bu düşünce de beni biraz ayakta tutuyor. Tame Impala uyuşturucu gibi dolanıyor vücudumda.
Ve tabiki müzik! Bu sene daha oturmuş bir müzik zevkine sahip olduğumu söyleyebilirim. Müziği takdir ederek dinliyorum. Bir de ukulelem var tabi. Şu nöbetçi yurttan bir kurtulsam. Her şeyin rayına oturması için kendi odamda olmam gerekiyor, bir de düzenli öğünler tabi.
Her şey yolunda yine de. Okul gözümü korkutuyor biraz, ama kim korkmuyordur ki? Yalnızlıktan da çekiniyorum biraz. Sanırım bu yaz hiç yalnız kalmadığımdan. Alışmam gerek yeniden, sonra da kutlamam. Kamuran dayı bile çekiniyor yeni okulundan. Benim için de yeni gibi. Gerçi ne yenisi lan. Civan'ın deyişiyle '4. senen zırto'.
Yeniden rayına sokacağım hayatımı. Bu yılı da güzel bitireceğim. Bana kimin yardımcı olduğunu hatırlıyorum -🌝-. Kimlerin yanımda durduğunu hatırlıyorum -ailem ve sadık bir kaç dostum-. Duygularımı neyin kamçıladığını hatırlıyorum -müzik ve sanat-. Hepsini de nerede bulacağımı biliyorum.
Bu blog için de minnettarım, hem de çok. Her şey için minnettarım, doğaya şükranlarımı sunuyorum.
Ne yazdı ama. Başımdan geçen her şeyi teker teker yazasım var. Bir de burdan uzaklaşasım.
Sıkkın geçirdim günlerimi genelde. Sahip olduğum onca şeye rağmen hem de. Kıymet bilmediğim zaman cezalandırılıyorum karma tarafından.
Şans yine bana sırtını dönmeye başladı sanki. Ufak şeylerde bile hissediyorum bunu. Doğumgünümden beri bir şeyler yolunda gitmiyor sanki, anlayamadım hala.
Son günlerim -İlhami abinin aklıma gelince içimi acıyla dolduran vedası hariç- iyiydi sanki, ailemle kavgalarım hariç. Birçoğunda suçlu taraf ben değildim. Tamam kabul, elimden daha fazlası gelebilirdi. Birçok huzursuzluğu başlamadan önleyebilirdim.
Zaten morali bozuk ailemi neşelendirebilirdim. Onun yerine bir köşede oturup bir şey hissedememekten yakındım. Bir şeyler hissetmek için hiç uğraşmadan hem de! Kısacası biraz sıkkın ve pişmanım yaz hakkında. Suratsızlık yaratıcılığımı da öldürüyor, huysuzluk bırakıyor üstümde. İlkbahardaki kadar huzurlu değilim diye suçlayacak bir şeyler arıyordum kaç haftadır. Şimdi buldum, kendim! Benim bezmiş bakışlarım her şeyi huzursuzlaştırıyor. İnsanların 20'den sonra hissedemediği şey şaşırma, hayret duyguları galiba. O yüzden hayatları tatsızlaşıyor, her şey anlamsız geliyor olmalı. Tamam, dersimi aldım. Ama keşke davranışlarımı daha önce sorgulasaydım. Son haftalarımı aileme de kendime de zehir etmemiş olurdum. Bunu telafi edeceğim ama.
Böyle işte. Adana'dayım şimdi ve yeniden beden dismorfisine kapılacağım diye ödüm kopuyor. Özgüvenimi ölü gibi sürüklüyorum arkamdan tekrar. Sesimi duymakta kendim bile zorlanıyorum. Bugün alışveriş yaparken sigara aldım. Üzerinde başlamayın yazıyor, hahahahhahahaha. Garip bir enerji yayıyor cebimden. O paketin bu kadar yakınımda olduğunu bilmek bana yeniden güç veriyor sanki. Bir de kulağımdaki Franz Ferdinand. Çapraz masada oturan sinir bozucu kaltaklara bile katlanabilirim.
Tedirginlik duyuyorum. Miranın gözyaşları hala aklımda. Evime dönemem -korunaklı sığınağıma. Buraya gelirsem daha rahat olacağımı düşünmüştüm. Sanırım bıraktığım ortamı bulamadığım için kendimi de bulamıyorum, oralarda bir yerdeydi o da. Kısaca burda da tedirginim. Amaçsızca dolanıyorum sanki yeryüzünde. Ürkek biraz da.
Diğerlerinin TUS hakkındaki fikirlerini duymak bile beni yoruyor. Hayır, ne dersaneye kaydolmak istiyorum ne de sınava girmek. Bu yaz farkettim, bu mesleği ömür boyu yapmak istemiyorum. Ne ömür boyu, 30'larımda bile yapmak istemiyorum valla. Diploma için burdayım gibi. Fena fikir değil aslında, Dilan'ın mezun olduğu yaşta tıp diplomam olacak. Kesinlikle Sosyoloji'ye başlamak istiyorum bu sene. İlk defa maddi açıdan zorlanabilirim ama. Bir de bu sene finalsiz geçme planım var. Beraber götürür muyum bilmem. Böyle yoğun olacaksa su gibi geçer bu sene. Bu düşünce de beni biraz ayakta tutuyor. Tame Impala uyuşturucu gibi dolanıyor vücudumda.
Ve tabiki müzik! Bu sene daha oturmuş bir müzik zevkine sahip olduğumu söyleyebilirim. Müziği takdir ederek dinliyorum. Bir de ukulelem var tabi. Şu nöbetçi yurttan bir kurtulsam. Her şeyin rayına oturması için kendi odamda olmam gerekiyor, bir de düzenli öğünler tabi.
Her şey yolunda yine de. Okul gözümü korkutuyor biraz, ama kim korkmuyordur ki? Yalnızlıktan da çekiniyorum biraz. Sanırım bu yaz hiç yalnız kalmadığımdan. Alışmam gerek yeniden, sonra da kutlamam. Kamuran dayı bile çekiniyor yeni okulundan. Benim için de yeni gibi. Gerçi ne yenisi lan. Civan'ın deyişiyle '4. senen zırto'.
Yeniden rayına sokacağım hayatımı. Bu yılı da güzel bitireceğim. Bana kimin yardımcı olduğunu hatırlıyorum -🌝-. Kimlerin yanımda durduğunu hatırlıyorum -ailem ve sadık bir kaç dostum-. Duygularımı neyin kamçıladığını hatırlıyorum -müzik ve sanat-. Hepsini de nerede bulacağımı biliyorum.
Bu blog için de minnettarım, hem de çok. Her şey için minnettarım, doğaya şükranlarımı sunuyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder