Aslında hiç gidilmez..
Valizlerim odanın iki ayrı ucunda. Zihnim gibi, yapmak istediklerim gibi. Son bir dal sigaram kalmış; hangi şarkıya, hangi saattte yaksam derdindeyim.
Otobüste o kadar saat uyumanın üstüne bir de odamda uyudum 1'e kadar. Annemin uğruna düğüne gitmekten vazgeçip pazar sabahı pişirdiği kıymalı böreklerle ve turtadan arda kalanlarla doğurdum karnımı.
Bir yanıma kıvrılıp boşluğa dalmak geliyor içimden. Ne gitmek ne dönmek, beynimi melankolik melodilerle doldurup halime hayıflanmak istiyorum.
Düşmem, atlarım demiştim. O kadar derin ki içim hala dibi bulamadım.
İpin ucundayım, uçurumun kenarındayım, darağacının altındayım. Ufak bir rüzgar taşıdıklarımın ağırlığına devrilmeme.
Hiç eve gitmemiş olmayı diliyorum. Babamın bıkkınlığı, annemin korkuları, Miran'ın ve hepsinin hem toplamda hem ayrı ayrı yalnızlığı..canımı öyle yaktı ki. Nurgül teyzeme çözüldüm, bir parça da olsa çözüldüm. Bana üstümdeki yükün ne denli ağır olduğunu hatırlattı. Hepsinin sıkıştığı köşeyi yukarıdan en iyi gören benim, eyleme geçmesi gereken benim, herkesi ortak noktada buluşturmayı gereken benim. Ama başımı dik tutacak kadar bile gücüm kalmadı artık.
Gözlerim her zamankinden daha ölü bakıyor, belki de en derin arzumu yansıttığından. Bunun bilincine varmak en korkunç gerçeğim oldu, her daim kafamda bir ölüm fikrini bir yerlere taşımak, hayatım boyunca sahip olduğum dürtüyü bir gün canlandıracak. Her korkuluğa, her trabzana, her köprüye, her otoyola, her bıçağa, her kimyasala dalıyorum, çekim hissediyorum. Ölüm meleğinin kışkırtıcı fısıltısı hep kulağımın dibinde.
'Dolu bir silah seni özgür kılmayacak' bu tavsiye bana ölümümü ne kadar ertelettirebilir ki? Acıyı başkalarına aktarmak istemiyorum. Benden sonra kimse üzülsün, ağlasın istemiyorum; varlığıma oldukları kadar kayıtsız kalsınlar yokluğuma.
Hep yalnız hissediyorum, kendimi kalabalıklara oynamaya zorluyorum, bu korkunç karanlığın beni yutmasına izin vermemeye çalışıyorum.
Deniyorum, araya karışmaya çalışıyorum, ayrık otu değil önceden ekilmiş bir bitki olmaya çalışıyorum, farklı hissetmemeyi deniyorum.
Kafamdaki sesleri susturamıyorum bir türlü
Beynimi kendi ellerimle çıkarmak istiyorum
Kurallarından nefret ediyorum
Hissetme biçimimden
Düşünme biçimimden
Beklentilerimden, lanet boşluğumdan bile beklediğim şeylerden
Birinin çıkıp gelecek olmasını beklemekten
YORULDUM
Artık iliklerime kadar yorgunum
Gün ışığı canımı yakıyor
Kendimi her şeyden mahrum bırakmak istiyorum, hiçbir şey yapmamak zorunda olmak, var olmamak
Çok kompleks fikirlerin dayatması altında yaşıyorum. Kendime yönelttiğim her bir şeyin -zorunluluklar, beklentiler, hayaller, hayalkırıklıkları ve Allahın belası her türden duygular- altında eziliyorum.
Çoktan ölmüşüm, artık çürümeye başlamışım gibi.
Otobüste o kadar saat uyumanın üstüne bir de odamda uyudum 1'e kadar. Annemin uğruna düğüne gitmekten vazgeçip pazar sabahı pişirdiği kıymalı böreklerle ve turtadan arda kalanlarla doğurdum karnımı.
Bir yanıma kıvrılıp boşluğa dalmak geliyor içimden. Ne gitmek ne dönmek, beynimi melankolik melodilerle doldurup halime hayıflanmak istiyorum.
Düşmem, atlarım demiştim. O kadar derin ki içim hala dibi bulamadım.
İpin ucundayım, uçurumun kenarındayım, darağacının altındayım. Ufak bir rüzgar taşıdıklarımın ağırlığına devrilmeme.
Hiç eve gitmemiş olmayı diliyorum. Babamın bıkkınlığı, annemin korkuları, Miran'ın ve hepsinin hem toplamda hem ayrı ayrı yalnızlığı..canımı öyle yaktı ki. Nurgül teyzeme çözüldüm, bir parça da olsa çözüldüm. Bana üstümdeki yükün ne denli ağır olduğunu hatırlattı. Hepsinin sıkıştığı köşeyi yukarıdan en iyi gören benim, eyleme geçmesi gereken benim, herkesi ortak noktada buluşturmayı gereken benim. Ama başımı dik tutacak kadar bile gücüm kalmadı artık.
Gözlerim her zamankinden daha ölü bakıyor, belki de en derin arzumu yansıttığından. Bunun bilincine varmak en korkunç gerçeğim oldu, her daim kafamda bir ölüm fikrini bir yerlere taşımak, hayatım boyunca sahip olduğum dürtüyü bir gün canlandıracak. Her korkuluğa, her trabzana, her köprüye, her otoyola, her bıçağa, her kimyasala dalıyorum, çekim hissediyorum. Ölüm meleğinin kışkırtıcı fısıltısı hep kulağımın dibinde.
'Dolu bir silah seni özgür kılmayacak' bu tavsiye bana ölümümü ne kadar ertelettirebilir ki? Acıyı başkalarına aktarmak istemiyorum. Benden sonra kimse üzülsün, ağlasın istemiyorum; varlığıma oldukları kadar kayıtsız kalsınlar yokluğuma.
Hep yalnız hissediyorum, kendimi kalabalıklara oynamaya zorluyorum, bu korkunç karanlığın beni yutmasına izin vermemeye çalışıyorum.
Deniyorum, araya karışmaya çalışıyorum, ayrık otu değil önceden ekilmiş bir bitki olmaya çalışıyorum, farklı hissetmemeyi deniyorum.
Kafamdaki sesleri susturamıyorum bir türlü
Beynimi kendi ellerimle çıkarmak istiyorum
Kurallarından nefret ediyorum
Hissetme biçimimden
Düşünme biçimimden
Beklentilerimden, lanet boşluğumdan bile beklediğim şeylerden
Birinin çıkıp gelecek olmasını beklemekten
YORULDUM
Artık iliklerime kadar yorgunum
Gün ışığı canımı yakıyor
Kendimi her şeyden mahrum bırakmak istiyorum, hiçbir şey yapmamak zorunda olmak, var olmamak
Çok kompleks fikirlerin dayatması altında yaşıyorum. Kendime yönelttiğim her bir şeyin -zorunluluklar, beklentiler, hayaller, hayalkırıklıkları ve Allahın belası her türden duygular- altında eziliyorum.
Çoktan ölmüşüm, artık çürümeye başlamışım gibi.
Yorumlar
Yorum Gönder