Hey, That's No Way to Say Goodbye

Belki de teşekkür etmeliyim sana. Merhametine neden layık gördün bilmiyorum. Elinden beni zamanına layık görmemen sayesinde kurtuldum. 
Yıllardır hayalini kurduğum, her detayına kadar zihnimde tasarladığım, kurtarıcım olacağına inandığım figürün kanlı canlı karşıma çıkmasını beklemezdim. 
Figür? Hem Şeytan, hem de Tanrı olduğunu söylemiştin, kendi yansımasının dahi gerçekliğine inanmayan birinin seni karanlık fantazilerinin ürünü olarak görmemesini nasıl bekleyebilirsin? Şeytanımdan medet umdum, etrafındaki yıkıntılardan bulduğum çerçöple omzuna küçük bir yuva yapabileceğimi sandım, her başını çevirip baktığında ona huzur verecek küçük bir kuş yuvası. Bir Şeytanı gülümsetebilecek zarafete sahip olduğumu hissettim bir an için, ancak parmağının tek hareketiyle onu cehennemin en derin dehlizlerine kadar takip edecek bir ucubenin teki olduğumu tekrar hatırlamadan önce.
10 günde hem Tanrım, hem Şeytanım olmayı başardın. İçimdeki imanı canlandıracağını söylemiştin, bir bakıma haklıydın belki de, içimde iman edecek tek bir hücre olmadığını bilsem de seni evrenin merkezine koyabilirdim. İnandığım tek şey olabilirdin, iman etmeyi öğrenirdim seni memnun etmek için. Radikal bir inanan olurdum, benim için inşa ettiğin dünyada kurallarını sorgulamadan hoşnutlukla yaşardım. Gücünü ve sabrını test etmezdim, benim için çizdiğin yolu takip ederdim, sevmemi söylediğin şeyi sever, nefret ettiğin her şeyi yok ederdim, senin için her savaşa girebilirdim, seni hayal kırıklığına uğratmamak için sınırlarımın ötesinde yaşardım ve akla hayale gelmeyecek her türlü deliliğe evet derdim. Sana dünyadaki en imanlı insanın Tanrısına güvenebileceğinden fazla güvenebilirdim, bir damla şefkatini esirgememen için kulun olurdum, gazabın gözümü korkutmazdı, öfkene dahi teslim olurdum.
Senin için yeterli bir aşık değildim ama belki de. Normal aşıkların birbirinden gördüğü ve etkilendiği şeyler bunlar değildir çünkü. Ne kadar farklı bir ruh olduğunu bildiğinden diğer herkes aynı senin için, tüm farklı ruhların düştüğü o yanlışa sen de düştün. Benim sende bulduğum ve kendimi biraz olsun doyurmak pahasına peşinden koşacak olduğum kırıntıların dengini bende bulacağına hiç ihtimal vermedin.
Üstüme çullanmasından mütemadiyen korktuğum, varlığını kabullensem de beni yok etmesinden kaçtığım karanlığımı sende gördüm. Aynı karanlığın beni yutmasından korktun, ya da belki benim karanlığa hiç dokunmamış, siyahlığının her yerimi boyamamış olduğunu düşündün. Gözlerimden akan o kara mürekkebin bıraktığı izlerde asıl beni nasıl göremedin? Amaçsız bedenini dünyevi meşgaleler peşinde sürükleyen bir ölü olduğumu, bana baktığında sana geri bakan gözlerde yaşam pırıltısının olmadığını, tıpkı senin gibi gecenin en siyah saatinden çıkamadığımı, güneşin ve yaşamın derimde açtığı yaraları? 
Naif bir aşk isteyen narin bir çiçek değildim, soluduğunda ciğerlerine kaçıp milyonlarca kesi açarak seni kanınla boğacak kadar keskin, vücuduna ve benliğine böylesine vahşice nüfuz ederek kendimi kaybedecek bir aşk diledim. Tek dokunuşunla sayamadığım kadar çok parçaya ayrıldığım bir cam kırığı olmak istedim. 
Uzun uykumdan bir rüyayla uyandım, bilinçsizce takip ettim gördüğüm imgeyi. Hızla kayboldum koridorlarda, dönüş yolunu zihnime kazımadım, nereye götürdüğünü de umursamadım. Bu rüyamda kaybolmak ve bir daha gerçek dünyaya gözlerimi açmamak istedim. 
Kendime siyah taşlardan oyduğum krallığımda tahtımı paylaşabileceğim birini tasarladım, kudretimle var ettim, bahşettiğim iradesiyle reddetti beni. Bundan büyük bir hayal kırıklığı olabilir miydi? Zaten benim için yaratılmış ve benim olan benden nasıl uzaklaşabilirdi?
Elimden alınan hayatı göremiyor musun? Dengimle karşılaştım; bundan sonra sadece uzaktan selamlaşmakla yetineceğim kralımın, dinimin, Tanrımın yokluğuna nasıl tekrar alışabilirim? Geceleri mezarlıklarda nöbet tutan Şeytanıma nasıl veda edebilirim?
Benim için bir hoşlantıdan fazlasıydın. Herhangi bir çamurdan ötesi; yaşamın ve ölümün birbirine karıştığı kuru, kavruk, karanlık ve tek bir nefesin duyulmadığı topraklarımda görmeye tahammül edebileceğim varlık. Senin varlığın zaten içine düşmek istediğim tek boşluktu. 
Elveda.





















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

low, low and low

i want it all, i just can't figure it out

midnight blue citrus