Eylül'ün son günü ve ben bu boktan ayı defterime yazmak istemediğim için buradayım. İlk gününden itibaren nefret ettim. Öylesine unutmak istediğim bir zaman ki bu, kendimden en fazla şüpheye düştüğüm, yıkıcı tüm alışkanlıkları edindiğim, hiç olmadığım kadar berbat hissettiğim. Nereden başlasam ki? Fırtına dindikten sonra enkaz arasında dolaşırken hissettiğim tek şey derin bir uyuşma. Miami'ye gitmekten vazgeçtim. Erteledim diye kandırıyorum kendimi, ama biliyorum ki bana göre bir yol değil. Gidebileceğim en uzak yere kadar kaçmama ramak kalmışken beni durduran şeyin stratejik bir kariyer hamlesinden ziyade korkaklık olduğunu kabullenemiyorum. Öyle bir köşeye sıkışmıştım ki, gerçekten yapıp yapamayacağımı düşünmeden buradan kurtulmak için bulduğum her şeye balıklama atladım. MSRA olmasa belki cidden de giderdim. Bu yüzden gitme ihtimalinin üstünü tamamen karalamadım. Ama bir yandan da itiraf edeyim; aptalca bir karardı. Giden kızla konuşunca ve denkliği olsa orada durmayacağı...
Tamam, yaptım. o adımı attım. ona ulaştım. ulaşılabilir olduğunu gördüm, düşündüğümün aksine gerçek bir varlık olduğunu, soluk alıp verdiğini, güldüğünü, ağladığını. Bir söz verdim, bana zarar verdiğini hissettiğim andan uzaklaşacağım diye. Sanırım sözümü çoktan çiğnemeye başladım. Neden böyle oldu bilmiyorum ama açıkçası çok da şaşırmadım olanlara. Beni sarsması zaten beklemediğim bir şey değildi ancak karşılaşmayı umduğum manzara kesinlikle bu değildi. Bu denli dağılmış ve dengesiz olması beni çok şaşırttı. Sakin ve soğuk görünümünün altında sakladığı şeyleri bana bir anda açması ve kurduğumuz yakınlık alttan alta rahatsız ediyor beni bazen. Duygu durumunun hızlı değişimi beni endişelendiriyor. Ayak uyduramıyorum. Dalgalarını yakalamaya çalışırken boğuluyorum, onun kadar hızlı su yüzüne çıkamıyorum. Fazlaca alıştım ona, içimde sürekli bir iyi gelme çabası. Fakat biliyorum ki faydasız bu, benim onaramayacağım kadar hasarlı. Tahayyülümün ötesinde bir yıkıntı bu, yeniden inşa etmek...
Bitti. Sanırım post-break up 3. günde ilişkim hakkında daha objektif bir şekilde yazmaya başlayabilirim. Kafamı bulandırmadan, hikayeye koyulan noktanın ardından. İlk ilişkim, ilk sevgilim. Aynadaki çarpık yansımam, yerin altındaki paralelim, gölgem. Sana aşıktım; kimseye olmadığım kadar, ancak bu dahi kinimin gözlerimi kırmızıya boyamasını engelleyemedi. Senden alacağım intikamın hayali birlikte inşa edebileceğimiz geleceğin hayalinden daha belirgindi zihnimde. Kartlarım açık değildi, onunkiler de. İlk andan itibaren, birbirimize olan güvensizliğimiz öyle açıktı ki. Onu kıracağımdan, bana bağlanmasının pişmanlık getireceğinden çok emindi, ben de aynı şekilde tabi. İlk hamleyi yapan o oldu diye mi bu kaybetmişlik duygusu? Aklımdaki her şeyi yazacağım, tüm detaylarla. Nasıl bu kadar hızlı başladı peki? Ondan bahsedeyim biraz. Aslında inisiyatif alan hep bendim. İlk mesajı atan, onu ilk öpen, elini tutan. Belki de o ilk beni arayıp eridiğinden bahsettiğinde n...
Yorumlar
Yorum Gönder