Everything comes in full circle





Her şeyin birbirini tamamladığı bir günde öleceğim. 

Yıllarca buna inandım. Kulağa ne kadar da aptalca geliyor; düzensizliği sayesinde var olmayı başarabilmiş bir evrenin gelmiş geçmiş tüm kurallarına baş kaldırıp 'mükemmel' bir anda öleceğime inanmışım. Ama her ölüm bir sürprizle gelir, neden olan bir sürpriz. Hayalini kurduğumuz sükunet dolu vedayı en fazla kaç kişi etmiş olabilir? Oysa ki bu hayali gerçekleştirmek bizim elimizde, en tamamlanmış hissettiğimiz günde kendimizi öldürürerek o mükemmelliği yakalamış ve kusursuz bir tablonun içinde sonsuza dek donmuş ve bozulmayacak bir huzuru muhafaza edebiliriz.

Anunun toza ve ise boğulmuş perdelerinnin üstünde oturup Ay'ı seyrediyorum. Ayın doğuşunu görmeyeli çok uzun oldu. Bu sene içinde yaşamaktan nefret ettiğim kahrolası küçük dairede ayın doğuşunu izleyebileceğim bir nokta bile yoktu -şey, aslında ufak bir köşe hariç. Bugün babamla Civanla kavga ettim *tabiki yine bir drama yaşamadan yazmaya dönemezdim.

En son yazdığım dönem gerçekten çok bunalmış olduğum bir dönemdi, her şey üstüme üstüme geliyordu sanki. Tüm o fırtınadan sonra biraz huzur bulmayı başardım baharın gelişiyle. Ama son haftalarda yine kabarmaya başlayan bir öfke hissediyorum. Tahammülüm azalıyor, ailemin her bir üyesini hak ettikleri kanlı sonlarına kavuştururken hayal ediyorum kendimi, acımasız darbelerim aman dinlemiyor. Hiddetimden devre dışı kalan konuşma becerimin yerine koyduğum ve beni içten içe kemiren nefretimle onlardan intikamımı aldığım sayısız fanteziler kuruyorum zihnimde, kanlı sahneler sanki gerçekmişçesine ürpertiyor tüylerimi.

Ne bileyim. Böyle uzun cafcaflı cümlelere gerek yok nasıl hissettiğimi tarif etmek için. Bugün soğukkanlılıkla ve ağlamadan alabildiğim bir kararı yazacaktım aslında: 22. doğumgünümde kendimi öldürme kararım.

En iyisi bu galiba. Ne yaparsam yapayım kendimi olduğum yere ait hissetmiyorum. Ailemin yanında da mutlu olamayacaksam, başka hiçbir yerde olamam gibi hissediyorum. Ayrıca hiçbir şey iyiye gidiyor gibi görünmüyor. Hiçbir şey düzeleceğe benzemiyor. Öfkem dinecek gibi değil. Neye öfke duyduğumu da bilmiyorum artık. Bu gidişle ya psikiyatri hastası olacağım, ya da bir gün artık daha fazla dayanamayıp yüksek bir yerden atlayacağım. İki seçenek de birbirinden keyifsiz. Kendimi telkin edecek gücüm kalmadı, ayrıca umrumda da değil. Gerçekten değil. Ne olursa olsun diyip öylesine yaşayıp gitmeyi de istemiyorum.

Bir yandan da 22 yaşına gireceğim gün göz kırpıyor bir ay öteden. Ölmek için ne muhteşem bir gün olurdu. Biraz düşündüm gerçi, tam 10 Temmuz'da mi yoksa bir hafta öncesi olan dolunayda mi kendimi öldürsem diye. Dolunayda ölmek kimse için bir anlam ifade etmezdi, insanlar doğumgünümde her şeyi bir umut düzeltebilceklerini inanıp hayıflanacaklardı bir hafta erken öldüm diye. Dayanıksız görünecektim, 22 yaşıma girmeyi bile beklemeden apar topar dünyadan kaçmış gitmiş gibi görünecektim. Ne kadar anlamlı bir gün olursa olsun, başka insanlar için yaşamış olan ben için kost-efektif olmayan bir deneyin sonunda bitecekti ömrüm. Hayır, doğumgünümde ölmeye karar vermiş olup geride kalanlara ağır bir suçlama yöneltmek daha başarılı olurdu, iz bırakmak açısından. Doğumgünümde onlar tarafından derin bir hayalkırıklığına uğradığımı bilmeleri daha iyi olurdu. Hele ki şu nefret dolu halimle hayal etmek aşırı zevk veriyor, bir daha beni üzemeyeceklerini öğrenince nasıl şok olacaklarını düşününce keyifleniyorum.

Üstelik 22 sayısının mükemmelliği bende mükemmel olmayan her şeyin üstünü örtmüş olurdu. Birbirinin aynısı olan iki kararlı sayının yanyana gelmesiyle oluşan ahenk içinde tamamlardım kısa ömrümü.

Şimdi intihar yöntemlerini falan araştırmak gerekiyor. Nasıl, nerede olacak, beni sonuma en hızlı kavuşturan ölüm şekli hangisi olur vs.. Neler bırakacağım arkamda, buna da karar vermek gerekiyor, ayrıca şüphe uyandırmamaya dikkat etmeliyim. Ne giyeceğim ölürken, hangi saatte öleceğim, çaktırmadan nasıl vedalaşacağım sevdiğim nadir şeylerle.. Son bir ayım olması fikri beni heyecanlandırıyor, her hareketim bir veda olacak çünkü. Son kez tecrübe edeceğim bir şeyleri, gökyüzüne bir kış daha bakmayacağım, sonbahar güneşini tenimde hissetmeyeceğim, ayaklarımın altında ezilişini duymayacağım yaprakların. Yine de umrumda değil. Tüm o güzel tatlı şeyler beni hayata bağlayamamışsa ne önemi var ki? Cehennemin dibine kadar.

Bir de not mevzusu var. Arkamda kalan insanlar bir açıklamaya layık mı? Sanmam.

En fazla ufak bir kağıda hoşçakalın yazarım.

Detaylar şimdilik çok önemli değil. Ben son 1 ayımda her zamanki işlerimi yapmaya devam edeceğim; sınavlarına çalışmaya, evi temizlemeye, müzik dinlemeye, güzel şeyler yemeye, bol bol kahve içip gökyüzünü izlemeye, en yakın arkadaşıma bir doğumgünü hediyesi hazırlamaya... Düzenimi değiştirmek için bir bahane değil ölümüm. Kendim dışında herkese yine sürpriz olacak, sürprizi kendi adıma bozma nedenim ise beklenmedik durumlardan nefret ediyor olmam. Bu huyumun değişeceğini sanmıyorum. Kaç yaşına gelmiş olursam olayım yarım öleceğim. Şimdi en azından elimden geldiğince tamamlayabilirim kendimi.

Sanırım şimdilik bu kadar. Bir ay içinde intihar fikrine bakış açım tam tersi olamaz. Hiçbir zaman saçma gelmedi ki bu fikir şimdi gelsin. Elimdeki tek şey hayatım; bari bu kadarına yetkim olsun.

Ya da belki olmayacak. Yapamayacağım. Her ne olursa olsun bu ayı son ayımmış gibi yaşayacağım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

low, low and low

i want it all, i just can't figure it out

midnight blue citrus